Erik
Erikson "Autonomy vs. shame and doubt; Childhood and Society"
(1950) isimli eserinde utanma duygusunun kaynaklarına
iner.
Erikson batı uygarlığında
utanmanın erken dönemde ve kolayca suçluluk
duygusuyla yer değiştirdiğini ve bu nedenle
yeterince çalışılmamış bir emosyon
olduğunu söylemektedir.
“Utanç birinin tamamen açıkta
kaldığını ve kendisine
bakıldığını varsaymasına
dayalıdır: tek bir kelimeyle ifade edilecek olursa:
kendiliğin- farkında oluştur (self- conscious).
Kişi görünürdür, ancak bununla beraber
görünür olmaya hazır değildir. Utanç
göründüğünün farkında olmaktan
ziyade görünmeye hazır olmamaktan kaynaklanan bir
duygudur. Rüyalarımızda utancı yarı
giyinik, pantolonumuz aşağıda bir durumda iken
insanların bize baktıkları şeklinde
görürüz. Erken dönemde utanç
yüzü gizleme, oracıkta yerin dibine girme
isteği şeklinde yaşanır. Bu bir bakıma
kendiliğe yönelmiş öfkedir. Kişi
dünyanın gözlerini yok etmek ister aslında.
Ancak bunun yerine kendi görünmezliğini dilemek
zorunda kalır. Bu potansiyel bazı ilkel insanlar
tarafından kullanılan “utandırma”
eğitim metodunda yaygındır. Görsel utanma
işitsel utanmadan önce gelir. Kimsenin izlemediği
durumda, süperegosu dışında hiç bir ses
duymadığı durumda hissettiği kötü
olduğu duygusudur. Böyle bir utandırma çocuk
ayaklarının üzerinde durduğunda ve
farkındalığı boyut ve güç olarak
karşılaştırmaya imkan verdiği durumda
ortaya çıkan küçük olma duygusunu
kötüye kullanır.
Çok fazla utandırma gerçek bir
uygun davranışa değil gizliden gizliye
görünmediği zaman uygunsuz davranma eğilimine
yol açar. Aşırı durumda da sapkın
utanmazlığa yok açabilir. Asılmak üzere
kalabalığın önünde darağacına
çıkarılmış bir katil ıslah olmuş
birisi gibi davranacağına kendisini seyreden
kalabalığa “Allah gözlerinizi kör
etsin” diye bağırır.
Kaldırabileceğinin ötesinde utandırılan
bir çocuk her ne kadar cesaret ya da duygusunu dile
dökecek kelimelerden yoksun olsa da kronik bir meydan okuma
duygulanımı taşır. Bir çocuğun ya da
erişkinin kendisini, bedenini ve arzularını
‘kötü ve kirli’ olarak görmesi
gerektiği şeklindeki baskılara
dayanmasının ve kendisini yargılayanların
yanılmazlığına inancının bir
sınırı vardır. Bu durumda her şeyi tersine
döndürme ve onların varlığını
kötü olarak görme eğilimi vardır. Onlar
uzaklaştığında hemen
değişir.
Şüphe utancın kardeşidir.
Utanç ayakta olma, açıkta kalmanın
farkındalığına bağlı iken,
şüphe bir ön ve bir arkanın, özellikle bir
arkasının olduğunun farkında olmaya
bağlıdır.