"Sosyal anksiyete bozukluğu bir kişilik
bozukluğu mudur?" sorusu bir bakıma "SAB geçerli bir
tanı kategorisi midir?" sorusuyla eş anlam
taşıyor. Bu açıdan
yaklaşıldığında, önce geçerlilik
kavramına göz atmakta fayda var. Ruhsal
bozuklukların sınıflamasının
amaçları: 1. Klinisyenler ve akademisyenler
arasındaki iletişimin sağlanması, 2. Mental
bozuklukların denetimi yani sağaltım amacıyla
gidişlerini değiştirmek ve/veya ortaya
çıkmalarını önlemek (ki bunun da ilk
koşulu mental bozukluklara ilişkin
kavramlarımızın kargaşadan
kurtulmasıdır, hiç bir sağaltım ya da
korunma yöntemi bilinmiyorsa bile denetim yalnızca
bozukluğun doğal gidişine ilişkin
bilgilerimizle sınırlı kalır), 3.
Anlayış, yani mental bozuklukların nedenleri,
gelişimlerinde rol oynayan süreçlerin
anlaşılabilmesidir ([Amerikan Psikiyatri Birliği
1980 #1574]). Bir sınıflandırmanın
geçerliliği bu saydığımız
üç amaca (iletişim, denetim ve anlayış) ne
ölçüde ulaşıldığı
kastedilir. Bir tanı kategorisinin geçerliliği
dört ayrı boyutta incelenir: 1. Yüz (ilk
bakış) geçerliği (belirli bir sendromun
özelliklerinin ne olduğu konusunda klinisyenler
arasında fikir birliği varsa o sendromun yüz
geçerliğinin yüksek olduğundan söz
edilebilir), 2. Betimsel (deskriptif) geçerlik (bir sendromun
özelliklerinin o sendrom için ne ölçüde
biricik olduğudur. Psikiyatride patognomonik semptom
sayısı az olduğu için semptomların belirli
bir bozuklukta ne ölçüde daha sık olduğuna
ya da semptom kümelerine bakılır), 3.
Öngörücü (prediktif) geçerlik (bir
tanı konulduğunda o hastanın geleceği yani
prognozu ve tedaviye yanıtı ne ölçüde
kestirebildiğimizi gösterir), 4. Yapısal
geçerlik (etiyolojik bir kuramla bir sendromun ne
ölçüde açıklanabilir
olduğudur).