4.3 Sosyal fobinin geçerliği
SAB ve ÇKB DSM-IV kriterlerine baktığımızda ilk bakışta büyük ölçüde bir benzerlik dikkati çekmektedir. SF'de ÇKB'undan farkı olarak anksiyetenin bedensel belirtilerine vurgu yapılırken, ÇKB'da ise yetersizlik duygularından söz edildiğini görüyoruz. Sosyal fobinin geçerliğinin gündeme gelmesinin nedeni yalnızca ilk bakışta semptomlarının ÇKB semptomları ile benzeşmesi değildir. Mevcut SAB kriterleri kullanılarak yapılan tedavi çalışmalarında, tedaviye yanıt açısından çalışmalar arasında büyük farklar olduğu dikkati çekmiştir. Dikkati çeken diğer bir nokta da tedaviyi bırakma (drop- out) oranlarının yüksek oluşudur. Bu durumları açıklayan muhtemel gerekçeler şunlar olabilir: 1) Sosyal fobinin alt tiplerinin oluşu ve farklı çalışmalarda farklı alt tiplerin ağırlıklı olarak çalışmaya alınmış olması; 2) Diğer anksiyete bozuklukları ve depresyonla eştanının sık görülmesi ve farklı çalışmalardaki eş tanı oranlarının farklı olması; 3) Kişilik bozukluklarıyla eş tanının sık olması ve eşlik eden kişilik bozukluklarının tedaviye yanıtı etkilemiş olması. Bu sonuncu madde kapsamında, eğer SAB Çekingen Bozukluğundan ayrı bir bozukluk değil ise, sınırları belirsiz bir tanının tedavisiyle ilgili çalışmaların da farklı sonuçlar vermesi daha anlaşılır olacaktır.
Hem Sosyal fobi hem de çekingen kişilik bozukluğunun temel karakteristik özelliği olumsuz değerlendirmeden korkma ve bunun sonucu olarak sosyal durumlardan kaçınma ya da sosyal durumlarda rahatsız olmaktır.
SF ve ÇKB arasındaki sınırlar ve kesişme noktaları yalnızca bir nosoloji meselesi değildir. ÇKB konusunda daha tecrübeli olan ve SF eştanısını görmezden gelen bir klinisyen SF tanısı üzerinden geliştirilmiş yeni ve etkili tedavi seçeneklerini ihmal edebilir. Aynı şekilde SF tanısına odaklanıldığında rahatsızlığın semptomların genişliği ve kronisitesi ihmal edilebilir. Aynı durumu tanımlayan iki farklı bozukluğun olması hastada durumun bilimsel olarak belirsiz olduğu şeklinde bir duyguya neden olabilir. Ayrıca hastaların bir çoğu durumların bir kişilik özelliği olduğundan neredeyse emindir, hatta bu nedenle tedaviye başvurmakta gecikirler. Hastalara durumun bir anksiyete bozukluğu olduğu ve ilaçla tedavi edilebileceği söylendiğinde bunu pek inandırıcı bulmadıklarını düşünüyorum. Durumun kişilik yapısını da içerdiğini ama aynı zamanda ilaç tedavisinden de hastaların faydalandığını açıklamaya çalışan daha karmaşık bir açıklama da bazı hastalar tarafından anlaşılmaz bulunuyor olabilir.