SAB ve ÇKB DSM-IV
kriterlerine baktığımızda ilk bakışta
büyük ölçüde bir benzerlik dikkati
çekmektedir. SF'de ÇKB'undan farkı olarak
anksiyetenin bedensel belirtilerine vurgu yapılırken,
ÇKB'da ise yetersizlik duygularından söz
edildiğini görüyoruz. Sosyal fobinin
geçerliğinin gündeme gelmesinin nedeni yalnızca
ilk bakışta semptomlarının ÇKB
semptomları ile benzeşmesi değildir. Mevcut SAB
kriterleri kullanılarak yapılan tedavi
çalışmalarında, tedaviye yanıt
açısından çalışmalar arasında
büyük farklar olduğu dikkati
çekmiştir. Dikkati çeken diğer bir nokta da
tedaviyi bırakma (drop- out) oranlarının yüksek
oluşudur. Bu durumları açıklayan muhtemel
gerekçeler şunlar olabilir: 1) Sosyal fobinin alt
tiplerinin oluşu ve farklı
çalışmalarda farklı alt tiplerin
ağırlıklı olarak çalışmaya
alınmış olması; 2) Diğer anksiyete
bozuklukları ve depresyonla eştanının
sık görülmesi ve farklı
çalışmalardaki eş tanı
oranlarının farklı olması; 3) Kişilik
bozukluklarıyla eş tanının sık
olması ve eşlik eden kişilik
bozukluklarının tedaviye yanıtı etkilemiş
olması. Bu sonuncu madde kapsamında, eğer SAB
Çekingen Bozukluğundan ayrı bir bozukluk değil
ise, sınırları belirsiz bir tanının
tedavisiyle ilgili çalışmaların da farklı
sonuçlar vermesi daha anlaşılır
olacaktır.
Hem Sosyal fobi hem de
çekingen kişilik bozukluğunun temel karakteristik
özelliği olumsuz değerlendirmeden korkma ve bunun
sonucu olarak sosyal durumlardan kaçınma ya da sosyal
durumlarda rahatsız olmaktır.
SF ve ÇKB arasındaki
sınırlar ve kesişme noktaları yalnızca bir
nosoloji meselesi değildir. ÇKB konusunda daha
tecrübeli olan ve SF eştanısını
görmezden gelen bir klinisyen SF tanısı
üzerinden geliştirilmiş yeni ve etkili tedavi
seçeneklerini ihmal edebilir. Aynı şekilde SF
tanısına odaklanıldığında
rahatsızlığın semptomların
genişliği ve kronisitesi ihmal edilebilir. Aynı
durumu tanımlayan iki farklı bozukluğun olması
hastada durumun bilimsel olarak belirsiz olduğu şeklinde
bir duyguya neden olabilir. Ayrıca hastaların bir
çoğu durumların bir kişilik özelliği
olduğundan neredeyse emindir, hatta bu nedenle tedaviye
başvurmakta gecikirler. Hastalara durumun bir anksiyete
bozukluğu olduğu ve ilaçla tedavi edilebileceği
söylendiğinde bunu pek inandırıcı
bulmadıklarını düşünüyorum.
Durumun kişilik yapısını da
içerdiğini ama aynı zamanda ilaç tedavisinden
de hastaların faydalandığını
açıklamaya çalışan daha karmaşık
bir açıklama da bazı hastalar tarafından
anlaşılmaz bulunuyor olabilir.